11/7/12

Tarikatın ne gibi faydaları vardır?

Tarikatın ne gibi faydaları vardır?

 

Tarikatın iki nevi faydası vardır: Dünyevi ve uhrevi (âhiretle ilgili) Tarikat sayesinde insan güzel ahlaklı, temiz insanlarla dost olur ve güzel insanlardan oluşmuş
bir çevre edinir.
Peygamber (sav);
“Salih dostun misali misk taşıyan gibidir. Ya sana da o güzel kokudan sürer veya en azından burnuna güzel kokusu gelir. Kötü arkadaşın misali ise demirci gibidir. Ya üzerine körüğünden ateş sıçrar veya burnuna kötü koku gelir” buyurmuştur. (69)
Tasavvuf ahlakıyla ahlaklanmamış insanlarla dost olmak ise tehlikelidir. Kırk iyi bir kötüyü düzeltemez, ama ahlakı bozuk bir kişi kırk iyiyi kolaylıkla bozabilir.
Peygamberimiz (sav); “Kişi dostunun dinindendir. Sizden her biriniz kiminle dost olduğuna bir baksın,” buyurmuştur. (70)
Salih insanlarla dost olan kişinin sevincini ve dertlerini paylaşabileceği bir çevresi vardır. Dara düştüğünde, borca girdiğinde, yabancı bir yere sefere gittiğinde ona yardımcı olacak dostu vardır. Fakat bu dünyevi menfaatler insanın tasavvufa girmesindeki asıl maksat olmamalıdır. Zira alçak dünya menfaati için verilen söz
kınanmıştır. (71)
Bu yola girerken asıl maksat; İslam’ı en güzel şekilde yaşamak; nefsi ıslah etmek güzel ahlakı ve zikrullahı elde etmek olmalıdır. Fakat bilmelidir ki Allah’la arasını iyi yapanın, O (cc), insanlarla arasını iyi yapar. Ahiretini ıslah edenin, O (cc), dünyasını ıslah eder. Dolayısıyla tasavvufa girmenin dünyevi faydaları tasavvufun amacı değil, sonucu olmalıdır.
Tasavvufun asıl faydaları ise uhrevi faydalardır. Tarikat sayesinde insan muhabbet sahibi olur. Başta Cenab-ı Allah’ı (cc), sonra Rasulullah’ı (sav) ve dinin şiarı olan her şeyi; Kur’an’ı, cami’i, tüm müminleri sever, tüm insan ve hayvanlara hatta bitkilere dahi merhamet eder. Allah’ın Rasulullah’ın ve salih müminlerin sevgisi çok faziletli bir ameldir. “En faziletli amel, Allah için sevmek ve Allah için buğz etmektir.” (72)
“Kişi sevdiği ile beraberdir.” (73)
“Allah için birbirini sevenler hiçbir gölgenin olmadığı Allah’ın yaratmış olduğu özel bir gölgede gölgeleneceklerdir.” (74)
69 (Buhari: 5214, Müslim: 2628)
70 (Tirmizi: 2378, Muvatta: 922)
71 (Buhari 2186)
72 (Ebu Davud: 4599)
73 (Buhari: 5816, Müslim: 2640)
74 (Buhari: 629, Müslim: 1031)
“Allah için birbirini sevenlere Allah’ın sevgisi vacip olmuştur.” Yani Allah da onları sevecektir. (75)
“Allah için birbirini sevenlere kıyamet günü peygamberler, şehitler ve sıddıklar gıpta edeceklerdir” (76)
“Sevmediği birini (ticari veya akrabalık bağı olmadığı halde) Allah için sevenler imanın tadını hissetmişlerdir.” (77)
Tarikat sayesinde insan Allah’ı çok zikreder. Birçok ayet ve hadisi şerif’te zikir imandan sonra en büyük amel olarak zikredilmiştir. “Allah’ın zikri her şeyden daha büyüktür” (78)
“Rasulullah (sav) her zamanında Allah’ı zikrederdi” (79)
Müminler Allah’ı çok zikretmelidir. “Ey iman edenler! Allah’ı çok zikrediniz. Sabah akşam onu tesbih ediniz.” (80)
“Rabbini zikredenle etmeyenin misali diri ile ölü misali gibidir.” (81)
Zikredenleri melekler kuşatır, rahmet kaplar, kalplerine huzur dolar ve Cenab-ı Mevla (cc) onları över. (82)
“Zikir halkalarına katılanlar kötü (şaki) olamaz.” (83)
“Zikredenler cehennemden emin, cennete erişirler. Diledikleri verilir, Allah’a sığındıklarında Allah (cc) onları korur.” (84)
“Zikir amellerin en yücesi ve en temizidir. Bizim için altın ve gümüş infak etmekten, düşmanla savaşıp onları öldürmek veya öldürülmekten daha hayırlıdır.” (85)
Tarikat sayesinde insan Allah’ın dinine hizmet eder. Her Müslüman îla-i kelimetullah (Allah’ın dinini ve davetini yüceltmek) için elinden geleni yapmalıdır.
Âlim ise ilmini anlatmalı, zengin ise malını hayır yollarında infak etmeli, fakir ise elinden ne geliyorsa onu yapmalıdır. Mesela cami inşaatına yardım edebilir, dergâhı temizleyebilir, halıları süpürebilir vs.
75 (Muvatta: 1711, Müsned-i Ahmed: 22083)
76 (Müsned-i Ahmed: 22957)
77 (Buhari: 16, Müslim: 43)
78 (Ankebut: 45)
79 (Muvatta: 124, Müslim: 373)
80 (Ahzab: 42,43)
81 (Buhari: 6044, (Riyazüs Salihin: 1436)
82 (Riyazüs Salihin: 1450 – 1452)
83 Buhari: 6045, (Riyazüs Salihin: 1443)
84 (Riyazüs Salihin: 1449)
85 (Riyazüs Salihin: 1443)
Cenab-ı Mevla (cc):
“Ey iman edenler! Şayet siz Allah’ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar” buyurmuştur. (86)
Peygamber (sav); “Bir kavmin efendisi onlara hizmet edendir” buyurmuştur. (87)
“İnsanların en hayırlısı onlara en fazla faydalı olandır” buyurmuştur. (88)
Peygamber (as); camiyi sürekli temizleyen zenci bir kadını sorduğunda, onun öldüğünü ve kendisine haber vermeden namazını kılıp gömdüklerini duyunca onun kabri başına gitmiş, kabri başında cenaze namazını kılmış ve ona dua etmiştir. (89)
Saadat-ı kiram (ks) hizmetin virtten daha önemli olduğunu beyan etmişlerdir.
Tarikat sayesinde insan iyilerle dost olur. Güzel bir çevre edinir. Etrafında salih insanların bulunduğu bir ortamda yaşar. Bunların neticesinde ehli ve ailesi ile birlikte en güzel şekilde İslamı yaşar ve çocuklarına İslami bir çevre oluşturur.
Cenab-ı Mevla (cc):
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun,” buyurmuştur. (90)
Allahım! Zikrini yapabilmek, şükrünü ifa edebilmek ve sana güzelce ibadet edebilmek için bize yardım eyle.
Ey vukuunda şüphe olmayan günde insanları toplayacak Rabbim! O gün bizleri nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle buluştur. Onlar ne güzel dostlardır. Rasülün Hz Muhammed’e, (sav) malumatın adedince salat ve selam eyle. Vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim. Vel hamdu lillahi rabbil alemin.
86 (Muhammed: 7)
87 (Beyheki/ Şuabul İman: 8407 “seferde” ziyadesiyle)
88 (Taberani/Mucemul Evsat:13/27)
89 (Buhari: 446)
90 (Tevbe: 119)
11/7/12

Cezbeyi tutmaya çalışmalı mı?

Cezbeyi tutmaya çalışmalı mı?

 

Gücü yettiğince cezbeyi tutmaya çalışmalı, riyaya düşmekten korkmalıdır. Yalnız başınaysa tutmasa da olur. Bazı sofilerin cezbelilere özenerek zorda kalmadıkları halde onları taklit etmeleri hakkında ise âlimler arasında ihtilaf vardır.
Kimi âlimler bunun riya olduğu gerekçesiyle yasak olduğunu, kimileri ise salihlere benzemek kabilinden olduğunu söyleyerek caiz olduğunu söylemişlerdir.
Fakihlerimiz, Arafat’ta vakfe yapanın, ağlamasını; ağlayamıyorsa ağlayanlara benzemeye çalışmasını uygun görmüşlerdir. (67)
“Bir kavme benzemeye çalışan onlardandır” (68) hadisi de bunu tasdiklemektedir.
O halde cezbelilere özenenler şayet bunu, riya için değil de, sofilere benzemek için yapıyorlarsa âlimlerimiz fetva vermişlerdir. Ama en selametli yol tekellüfe girmemek (kendini zorlamamak), olduğu gibi görünmektir.
67 (Hediyyetül Alaiyye taliki shf: 232-235’e bakınız.)
68 (Ebu Davud: 4031, Müsned-i Ahmed: 5114.)
11/7/12

Cezbeyle bağırmak faziletli bir amel midir?

Cezbeyle bağırmak faziletli bir amel midir?

 

Nakşibendî tarikatı gizlilik üzerine kurulmuştur. Zikri sessiz olduğu gibi eserleri de gizlidir. Bazı insanların kabı (kalbinin manevi hacmi) dar olup, çok az bir rahmet veya hayrete tahammül edemez ve patlar. Bazı insanların ise kalbi geniştir. Kalbine diğerinden daha fazla feyz gelmesine rağmen dışarı taşmaz, içinde onu sindirir. Belki içinde fırtınalar kopar amma dışarı yansıtmaz.
Ayrıca bağırıp çağırma şeklindeki tezahür, daha ziyade hassas müritlerde veya zayıf maziye sahip olup da tevbe edenlerde görülür. Rahmet anında eski günahların birden bire hatıra gelmesi sıcak bulutlarla soğuk bulutların çarpışmasına benzer ve vücut reaksiyon gösterebilir. Fakat tersi de olabilir. Müridin kabı geniş olmasına rağmen gelen feyiz daha ziyade olup yine reaksiyona sebep olabilir.
Dolayısıyla bizler başkaları hakkında hüsn-i zan yapmakla memuruz. Kime gelen feyzin ne şiddetle olduğunu veya kimin kalbinin ne derece geniş veya dar olduğunu bilemeyiz. Belki de kişi bağırmadığı halde kalbine gelen cezbe çığlık atanlardan çok veya bağırdığı halde kalbi susanlardan daha geniş olabilir.
11/7/12

Cezbe ne demektir?

Cezbe ne demektir?

 

Cezbe; manevi coşku, ilahi varidat (fuyuzat) neticesi kalpte oluşan lezzet, Allah tarafından bir bağış, bir çekiş ve feyz demektir. Cezbenin yeri kalp olduğu için manevi bir infial olarak hissedilmekle beraber çeşitli şekiller de açığa çıkabilir. Ağlama, çığlık atma, silkelenme, ürperme ve alışılmadık hareketlere sebep olabilir. Fakat cezbeyi sadece dış tezahürlere indirgemek hatadır. Önemli olan kalbin ilahi feyzi hissetmesi, rabbani zevki tadabilmesidir.
İmamı Rabbani (ks):
“Allah tarafından gelen bir cezbe sakaleyn’in (insan ve cinlerin) ameline denktir” buyurmuştur. Nakşibendî tarikatında ilerlemenin iki şeyle olduğunu, onların da cezbe ve süluk olduğunu bildirmiştir.
11/7/12

Taassub’un hükmü nedir?

Taassub’un hükmü nedir?

 

Taassup tutucu ve tarafgir olmak, kendi yolundan başkasını kabul etmemek demektir. Müslümanlar arasında taassup olmamalı, herkesi Allah’ın kulu, resulünün ümmeti olarak görmeli, mezhep ve cemaatleri Allah’ın bir rahmeti olarak görmelidir.
Peygamber (sav); “Ümmetimin ihtilafı rahmettir”, buyurmuştur. (66) Ehl-i sünnet olduktan sonra hangisi olursa olsun mezhepler haktır, ihtilafı ise rahmettir ve ümmetin faydasınadır. Aynı şekilde tasavvuf meşreplerinin ve meşayih-i kiramın (saadat-ı kiram) da çok olması müritlerin faydasınadır. Nitekim her insanın bir meşrebi vardır ve herkes ancak kendi meşrebine uygun bir mürşide gönül rızasıyla bağlanabilir.
Evliyalar güneşi, Şeyhimiz Seyyid Muhammed Raşid (ks) şöyle buyurmuştur: “Keşke her köyde üç veya daha fazla şeyh olsa, hep birlikte teveccüh yapsalar, Allah’ın kullarını hidayete erdirseler…”
66 (Keşful Hafa: 1/153)
Gözümüzün nuru Seydamız Şeyh Yahya El- Abbasi (ks) derdi ki: “Tarikatta taassup olmaz. Kitap ve Sünnet üzere olan her tarikat haktır. Hangi tarikata bağlı olursa olsun müminler kardeşimizdir. Mezheplerde de taassup olmamalıdır. Ehl-i sünnet olduktan sonra fark yoktur, hepsi haktır. Fakat dinde taassup olmalıdır. İslam en son ve hak dindir. Bugün Allah indinde başka din geçerli değildir. Herkes kurtuluşa erebilmek için Müslüman olmak zorundadır.”